21 Ocak 2008 Pazartesi

İstanbul'dan Dönüş

Gittim, gördüm, ama yenildim. Beklentilerimin çoğu ters çıktı. İstanbul'u Ankara'dan daha güzel sanardım. Meğer nasıl da yanılmışım. Çok ama çok karışık bir yer. Arabalar yol bulamıyor. Atatürk Ankara'yı yaptırırken iyi düşünmüş, dar olarak düşündüğüm Ankara'nın bazı sokakları, İstanbul'un caddeleri kadar. İstanbul'da, girişinde o kadar ağaç olmasına rağmen, hava çok kirli. Çünkü her tarafta fabrika var. Napolyon, İstanbul'a "dünyanın başkenti" demiş. Acaba şimdiki halini görse ne derdi? n Deniz ve limanlar, etraftaki %90'ı paslanmış altler ve gemilerle dolu. Bu aletler, etrafı o kadar kötü gösteriyor ki, sanki İstanbul fabrika şehri. Çok kötü. O fabrikalar, Türkiye'nin en kalabalık şehri İstanbul'a niye dikilmiş? Dikecek başka yer mi yokmuş? O kente turistler geliyor. Sizce o turistler İstanbul hakkında ne düşünür? Ben gördüm, bu ülkenin bir insanı olarak, İstanbul'u kötü bir halde gördüm. İnsanlar, İstanbul'un parklarında, babasının parkıymış gibi mangal yakıyorlar, oh ne ala! İstanbul'da yerler çok kirli. Denizler de öyle. Ama İstanbul'a gidince Ankara'da olmayan, çok cayip şeyler var.

İlki, herkesin bildiği gibi, çok dar ve çok karışık sokaklar. Biz İstanbul'un yabancısı olmamızdan dolyı, Gittiğimz bir yere, tekrar gitmek için, yarım saat dolaştık. O kadar acayip sokakları olan bir yer görmedim. Ankara'dan ne kadar farklı. Eski olduğu her yerinden belli olan bir kentin, eski olduğu her yerinden belli olan sokakları var. Öncelikle yerler kare kare taşlardan oluşuyor çoğunlukla, otobanlarda düzeliyor. Otoban demişken, İstanbul'un en geniş otobanı, Ankara'nın Esat Caddesi kadar. İkincisi ise, şimdiye kadar ilk kez gördüğüm LPG sorunu.
En az on benzin istasyonu gezdik ve hiçbirinde LPG bulamadık. Bir tek Avrupa yakasında bulduk. Asya yakasında hiç yok.
Elbette İstanbul'un sadece kötü yönlerinden bahsedecek değilim. İstanbul'un gayet iyi yönleri de var. Mesela Oyungezer orda. İstanbul'da, bildiğiniz gibi bütün güzel yerler ve fuarlar bulunuyor. Neredeyse her şey bu küçük kentte. Ama nedense "her şey". Ankara'da hep, "Neden her şey İstanbul'da" diye düşünürüm. Ankara'da hiç mi yok yer? Ankara çok mu büyük geliyor? Ama cevabı da bende, kendi kendime "en çok nüfus orda, geniş kitlelere ulaşılmak içindir." diyorum. İstanbul'da, ilk kez "şahane balık" yedim. Bir balık lokantasına gittik ve hayatımda yediğim en güzel levreği yedim. Levrek, özel olarak kılçıklarından ayrılmıştı. Bir de üstüne üstlük bir de altı kişi olunca, 180 YTL'lik hesap, beni biraz ürküttü ama, babam ödedi. İyi ki ben ödemiyorum. İstanbul'da güzel ve lüks yaşamak için para gerektiğini öğreniyor, ve kestane kebapları alıp yiyoruz. İstanbul'da, doğu->batı ve batı->doğu olmak üzere iki kere arabalı vapura bindim. Harbi güzel makineler. Simit alıp martılara atmak da çok zevkliydi. İlk seferden sonra, İstanbul'a gitmemizin temel amacı olan gözlükçülük fuarına gittim. İlk başta fazla canlı değildi ama, sonra mankenlerle canlandı. Gözlükçülük fuarında ne yapılırsa onu yaptık, ve eve gitmek için çıktık yola. İstanbul'un her yerinden tarih akıyor. Ama biraz fazla tarih akıyor. Her tarafta, hiç kimsenin yıkmadığı veya yıkmak istemediği tarihi mekanlar duruyor. Özellikle İstanbul'un surları, hala çok güzel. Her neyse sonra bindik vapura karşıya geçtik. Tabi bu sırada akşam oldu. Vapurla karşıdan karşıya geçerken, Boğaz köprüsü bir de gece gördüm. mavi kırmızı değişen ışıkları, köprüyü bir hayli güzel yapıyor. İstanbul'u güzel bir şehir olarak görmek istiyorsanız, gece gitmenizi tavsiye ederim. Çünkü geceleri, İstanbul'un başta söylediğim kötü yanlarının çoğu, geceleri yok oluyor. Mesela deniz kirli gözükmüyor, çünkü sadece siyah sular gözüküyor. Akşam fabrikalar çalışmıyor, hava da güzel gözüküyor. Akşam fazla ışık omadığından, limanı kirli gösteren makineler de gözükmüyor. İstanbul gece hatıyla ünlü değil mi çoğunlukla? Neden gece hayatıyla ünlü olduğu belli oluyor. Ankara'da böyle güzel bir gece görmemiştim.
İstanbul'dan dönüşte, arabanın yağı bitti. O nedenle kaplumbağa hızında gitmek zorunda kaldık. Bir dinlenme tesisine gittik ve arabayı biraz dinlendirdik. Ben de o sırada köfteleri mideye indirdim. Sonrasında Bir benzinlik istasyonu için 40 km. yol aldık ve arabanın yağını koyup Ankara'ya yol aldık...

Hiç yorum yok: